

Artık kullanıcılar karşılaştıkları içeriklerde küçük hatalar görmek istiyor. Çünkü hata, insanın izini taşıyor. Günümüz dijital kültüründe içerik üretimi hiç olmadığı kadar yoğun. Ancak bu içeriklerin üreticisi zamanla değişti. “Ölü internet teorisi” gibi yaklaşımlar, internetin büyük bölümünün otomasyon süreçleri ve bot aktiviteleriyle doldurulduğunu öne sürüyor. Her ne kadar bu iddiayı bütünüyle doğrulayan güçlü bilimsel kanıtlar bulunmasa da, yapay zeka araçlarıyla üretilen içeriklerin hızla artması bu tartışmayı popüler hale getirdi.
Son araştırmalar, 2024’ten itibaren İngilizce yayımlanan çevrimiçi makalelerin en az yarısının büyük olasılıkla yapay zeka tarafından üretildiğine işaret ediyor. Bu oran azımsanmayacak bir büyüklüğe karşılık geliyor. Sosyal medya tarafında, özellikle LinkedIn analizleri; uzun, özenli ve profesyonel görünümlü paylaşımların önemli bir kısmının AI destekli üretildiğini ortaya koyuyor. Graphite’ın 2025 tarihli kapsamlı analizine göre, Kasım 2022’de ChatGPT’nin kullanıma açılmasından önce de sınırlı ölçekte AI içerikleri bulunuyordu; ancak Kasım 2024 itibarıyla internette üretilen dijital içeriklerin çoğunluğunun yapay zeka tarafından oluşturulduğu görülüyor.
Bu dönüşümü anlamak için başvurulan önemli çerçevelerden biri aktör ağ teorisidir. Bu teoriye göre teknoloji, yazılım, algoritmalar ve insanlar birlikte bir ağ oluşturur. İçerik üretimi artık yalnızca insanlara özgü bir faaliyet değil; sistemler arası ilişkilerin sonucu olarak şekilleniyor. Yazar, algoritma ve model mimarisi aynı üretim ağının parçaları haline geliyor. Böylece teknik açıdan kusursuz görünen dijital ifadeler, zamanla sıradan bir standarda dönüşüyor. İçerik sayısı artarken dikkat çekici unsurlar azalıyor ve internet, monoton bir tekrar alanına evriliyor. Bu yeni düzende algoritmalar yalnızca içerik sunmuyor; neyin “değerli” kabul edileceğini de belirliyor.

AI İçerik Üretiminin Yükselişi
Yapay zekayla içerik üretimindeki artışın arkasında yalnızca hacim değil, hız da bulunuyor. AI araçları içerik oluşturma süresini ciddi biçimde kısaltıyor. HubSpot verilerine göre pazarlamacıların %53’ü içerik üretirken yapay zeka kullanıyor ve çoğu zaman yalnızca küçük düzenlemeler yaparak yayımlıyor; hatta bazı durumlarda buna bile ihtiyaç duymuyor. Bu durum, AI araçlarının günlük iş akışlarına ne kadar entegre olduğunu gösteriyor.
AI; metin, görsel, video ve sosyal medya içerikleri dahil olmak üzere pek çok formatta üretim süreçlerine dahil oluyor. Zaman tasarrufu, tekrar eden işlerin otomasyonu ve dilbilgisi doğruluğu gibi alanlarda önemli avantajlar sağlıyor.
Ancak nicelikteki artış, nitelikte aynı ölçüde bir yükseliş anlamına gelmiyor. 2025’te Macquarie Dictionary tarafından yılın kelimesi seçilen ve “yapay zeka atığı” olarak çevrilebilecek “AI-Slop” kavramı, üretken yapay zeka araçlarıyla oluşturulan yüzeysel ve derinlikten yoksun içeriklerin sıradanlaşmasını ifade ediyor. Bu tür içerikler çoğu zaman spam ile ayırt edilmesi güç bir hale geliyor. Sonuç olarak teknik olarak kusursuz içerikler çoğalırken, bu kusursuzluk sıradanlaşıyor ve etki gücünü yitiriyor.
Aktör ağ teorisi perspektifinden bakıldığında, AI yalnızca bir araç değil; içerik üretim ağının aktif bir aktörü. İnsan-teknoloji etkileşiminin hem ürünü hem de kaynağı olarak üretimin her aşamasında yer alıyor.
Duyarsızlaşma ve Sahicilik Krizi
Yapay zekayla oluşturulan kusursuz içeriklerin artışı, kullanıcı davranışlarını da dönüştürüyor. Bazı araştırmalar AI üretimi sosyal medya içeriklerinin etkileşimi artırabileceğini öne sürse de, güncel çalışmalar özgünlük ve kalite algısının zedelendiğini gösteriyor. Özellikle AI tarafından yazılmış metinler, kullanıcı güvenini azaltabiliyor ve içerik üreticisiyle kurulan bağı zayıflatabiliyor.
İlginç bir araştırmaya göre, yapay zeka tarafından yazılan haberler kalite açısından düşük algılanmasa da, bu içeriklere yönelik okuma isteği zamanla artmıyor. Yani sıradanlaşmış “kusursuzluk” yeni bir çekicilik yaratamıyor; aksine artan içerik yoğunluğu duyarsızlaşmayı beraberinde getiriyor.
Bu noktada aktör ağ teorisi, yapay zekayı yalnızca üretim hızını artıran bir araç olarak değil; insanın bilgiyle kurduğu ilişkiyi dönüştüren aktif bir unsur olarak konumlandırıyor. AI artık hangi içeriğin okunacağına, hangisinin dikkat çekeceğine ve dijital dünyada neyin değerli sayılacağına doğrudan etki ediyor.
Sonuç olarak dijital iletişim ekosisteminde yalnızca içerikler değil, onları algılama ve değerlendirme biçimlerimiz de yeniden şekilleniyor. Bu yeni düzende kusurlu, yani doğrudan insan elinden çıkan içeriklerin, yakın gelecekte en kıymetli ve en nadir lükslerden biri haline gelmesi ihtimali hiç de uzak görünmüyor.


